Kategori arşivi: 6.SINIF 2.ÜNİTE : Vücudumuzdaki Sistemler (Konu Özeti)

Vücudumuzdaki Sistemler, Kıkırdak, kemik ve kemik çeşitleri, eklem ve eklem çeşitleri, kaslar ve kas çeşitleri

Destek ve Hareket Sistemi

İNDİR

Destek ve Hareket Sistemi

Organlarımıza destek olan, vücudumuza şekil kazandıran aynı zamanda hareket yeteneğimizi sağlayan vücut yapılarına destek ve hareket sistemi denir. Destek ve hareket sistemimiz, iskelet sistemi ve kas sisteminden oluşur.

İskelet Sistemi

 

İskelet sistemi kemik, kıkırdak ve eklemlerden oluşur. İnsan vücudundaki farklı şekil ve uzunluktaki kemikler, eklemler ve kıkırdak doku iskelet sistemimizi oluşturmaktadır. Yetişkin bir insanın iskeletinde yaklaşık olarak

206 kemik bulunmaktadır. Aynı zamanda kemiklerimiz mineral depolanmasında ve kan hücrelerinin üretilmesinde görev almaktadır.

İskeletimiz, vücudumuzun dik durmasını sağladığı gibi aynı zamanda vücudumuza şekil verir. İskelet sistemi, organlarımıza tutunma yüzeyi oluşturmakta ve önemli organlarımızı korumaktadır. Örneğin kafatası kemiklerimiz beynimizi, göğüs kafesimiz kalbimizi ve akciğerlerimizi korur. Kemiklerimiz kaslarla beraber hareket yeteneğimizi sağlar. Sırt bölgemizde bulunan omurgamız ise omuriliğimizi korumaktadır.

Kemik ve Kemik Çeşitleri

İnsan iskeletinde bulunan kemikler, şekil ve büyüklüklerine göre farklılık göstermektedir. İskeletimizdeki kemikler şekil ve görünümlerine göre uzun kemik, kısa kemik ve yassı kemik olarak gruplandırılır.

Uzun kemik: Boyunun uzunluğu eninin uzunluğundan büyük olan kemiklerdir.

Vücudun hareketini sağlayan kol ve bacaklarımızdaki kemikler ve parmaklarımızdaki kemikler, uzun kemiktir.

İnsan vücudundaki en uzun kemikler bacaklarımızda bulunan kaval ve uyluk kemikleridir.

Kısa kemik: Boyunun ve eninin uzunluğu birbirine yakın olan kemiklerdir. El ve ayak bileğimizdeki kemikler, kısa kemiklerdir

Yassı kemik: Yassı ve geniş yüzeyli kemiklerdir. Kafatasını oluşturan kemikler, göğüs kafesinde bulunan kaburga kemikleri, kürek kemiği ve kalçamızdaki leğen kemiği yassı kemiklerdendir.

Kıkırdak

Kulak kepçesi ve burnumuzun bir bölümü kıkırdak denilen, kemiklere göre daha yumuşak ve esnek bir dokudan oluşmuştur. Kıkırdak, kemiklerin uç kısımlarında ve soluk borumuzun yapısında da bulunmaktadır. Ayrıca hareketlerimiz sırasında kıkırdaklar kemiklerin aşınmasını önlemektedir. Kemiklerimiz kıkırdak dokunun sertleşmesi sonucu oluşur.

Eklem ve Eklem Çeşitleri

Kemiklerin birleşme noktalarına eklem denir. Hareket yeteneğine göre eklemler üç gruba ayrılır: oynamaz (hareketsiz), yarı oynar ve oynar (hareketli) eklem.

Oynamaz eklem: Kemikler birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Oynamaz eklemle bağlı olan kemikler hareket etmez. Kafatasındaki ve kuyruk sokumundaki eklemler oynamaz eklemlere örnek verilebilir.

Yarı Oynar Eklem: Hareketleri sınırlı olan eklemlerdir. Kemiklerin arasındaki yapının esnekliği oranında hareket edebilir. Göğüs kafesi ve omurgadaki çok az hareket edebilen eklemlerimiz yarı oynar eklemlere örnek verilebilir.

Oynar Eklem: Kemiklerin hareketleri kolayca yapmasını sağlayan eklemlerdir. Kollarımız ve bacaklarımızda bulunan eklemler oynar ekleme örnek verilebilir.

Kaslar ve Kas Çeşitleri

İskelet sistemindeki kemiklerin üzerini örten, iç organlarımızın yapısına katılarak vücudun ve iç organların hareket etmesini sağlayan kasların oluşturduğu sisteme kas sistemi denir. Gün içerisinde yaptığımız tüm hareketleri ve yaşamımızın devam etmesini, vücudumuzda bulunan farklı yapılardaki kasların beraber ve sorunsuz çalışmasına borçluyuz. İskeletimizi sararak vücudumuza şeklini veren kas dokusudur.

Kaslar hareket yeteneğini sağlamanın yanında çoğu organımızın da çalışmasını sağlar. Kol, bacak, el, ayak, mide ve kalp gibi birçok organımızın yapısında kaslar vardır.

Kaslar, kas hücrelerinden oluşmaktadır. Vücudumuzdaki kaslar çizgili kas, düz kas ve kalp kası olmak üzere üç gruba ayrılır.

Çizgili kas: İskeletimizi saran ve isteğimizle çalışan kaslardır. Bu nedenle iskelet kası da denilmektedir.

Kasılmaları hızlı ve güçlüdür ancak kısa sürede yorulur. Çizgili kasların bu özelliği sebebiyle spor yaptığımızda çabuk yoruluruz. Kol ve bacaklarımızdaki kaslar, parmak kasları ve göz kapağımızı hareket ettiren kaslar bu gruba dâhildir.

Düz kas: İç organlarımızda bulunan kaslardır. İsteğimiz dışında çalışır. Kasılmaları yavaştır ve uzun süre yorulmadan çalışır. Mide, bağırsaklar, yemek borusu ve idrar kesesinde bulunan kaslar düz kaslara örnek verilebilir.

Kalp kası: Kalbimizin yapısında bulunan ve kalbimizin çalışmasını yani kasılıp gevşemesini sağlayan kaslardır. Kalp kasları güçlü, hızlı ve ritmik bir şekilde kasılır. Ömür boyu çalışmaya devam eder ve yorulmaz. Kalp kası yapı olarak çizgili kaslara benzese de düz kas gibi istemsiz çalışır.

Vücudumuzun hareket edebilmesi iskelet sistemi, kas sistemi, eklemler ve sinir sisteminin birlikte çalışmasıyla mümkündür. Hareket edebilmemiz için eklem yerlerindeki kemiklerin hareket etmesi gerekir. Kemiklerin hareketi için ise kemik çevresindeki iki veya daha fazla kas, birbirine zıt olarak hareket etmelidir. Kasların kasılıp gevşemesi ise beynimizin emir vermesi ve verilen emrin sinirler yardımıyla kaslara iletilmesi ile gerçekleşir. Hareketi sağlayan kaslardan bazıları aynı yönde, bazıları ise zıt yönde ve çiftler hâlinde çalışır. Kol, bacak ve parmağımızda bulunan kaslar, zıt yönde çalışan kaslardır.

Şimdi kolumuzu kapatıp açalım. Kol kaslarının kasılıp gevşediğini fark ettiniz mi? Kolumuzu kapattığımızda pazı denilen kasımız kasılır ve şişer. Kolumuzun dış kısmındaki kaslar ise gevşeyip düzleşir. Kolumuzu açtığımızda ise kol dış kaslarımız kasılırken pazı kaslarımız ise gevşer ve düzleşir.

SOLUNUM SİSTEMİ

İNDİR

SOLUNUM SİSTEMİ

Solunum Sistemini Oluşturan Yapı ve Organlar

Soluduğumuz havada bulunan gerekli gazları hücrelere taşımak ve hücrelerdeki atık gazları vücut dışına iletmek için bir araya gelmiş organların oluşturduğu sisteme solunum sistemi denir.

Solunum sistemi hayatımız boyunca gaz alışverişini sağlayarak sürekli görev yapar.

O hâlde soluk alıp vermemizin sebeplerini iki yönlü açıklayabiliriz:

– Hücreler kendileri için gerekli enerjiyi besinleri oksijenle parçalayarak elde eder. Besinlerin parçalanması için gerekli oksijen, soluk alma sırasında vücuda alınır.

– Besinlerin hücrede oksijen ile parçalanmasının ardından oluşan bir atık madde olan karbondioksitin vücuttan uzaklaştırılması gerekir. Karbondioksit ve bir miktar su buharı, soluk verme sırasında vücuttan uzaklaştırılır.

Solunum sisteminde; burun, yutak, gırtlak, soluk borusu, bronşlar ve akciğerler bulunur. Diyafram ise solunum sisteminin görevini yapmasına yardımcı olan bir kastır.

Burun: Soluduğumuz hava burundan vücuda alınır. Hava burundaki mukus sıvısı sayesinde nemlenir ve kılcal kan damarlarıyla da ısınır. Burundaki kıllar, havadaki toz parçalarını tutar.

Yutak: Ağız ve burun boşluğuyla yemek ve soluk borusunun birleştiği kısımdır. Burun ya da ağız yoluyla gelen hava, yutaktan geçerek gırtlağa ulaşır.

Gırtlak: Soluk borusunun başlangıcında bulunan ve kıkırdaktan oluşan bir yapıdır. Gırtlak, yutaktan gelen havayı soluk borusuna iletir. Gırtlağın içinde bulunan ses telleri ile ses oluşumu sağlanır.

Soluk borusu: Üst üste dizilmiş kıkırdak halkalardan oluşur. Gırtlak ile akciğerler arasında bulunan ve havanın iletimini sağlayan uzun kanal şeklindeki yapıdır. Soluk borusunun iç yüzeyi bir zarla kaplıdır. Bu zar, havayla gelen toz parçacıklarını tutmak için kaygan ve yapışkan bir salgı üretir.

Bronş: Soluk borusu, akciğere girerek bronş adı verilen iki kola ayrılır. Bu kollardan biri sağ, diğeri sol akciğere girer.

Bronşçuk: Bronşlar akciğerlere girince daha küçük birçok kola ayrılır. Bu kollardan her birine bronşçuk denir. Bronşlardan gelen havanın alveollere iletilmesini bronşçuklar sağlar.

Alveol: Bronşçukların ucunda bulunan, etrafı kılcal damarlarla çevrili, gaz değişiminin gerçekleştiği hava kesesi şeklindeki yapılara denir.

Akciğerler: Akciğerler göğüs boşluğunda bulunur ve göğüs kafesini oluşturan kemikler tarafından korunur. Akciğerlerin dışı sağlam bir zarla kaplıdır. Bu zar, akciğerleri dış etkenlerden korur. Sağ akciğer, sol akciğere göre daha büyüktür.

Diyafram: Diyafram akciğerlerin çalışmasını destekleyen güçlü bir kastır.

Diyafram ve kaburga kasları, soluk alıp verme işlemine yardımcı olmaktadır. Kasılıp gevşeyerek akciğerlere hava giriş çıkışını sağlar.

Soluk alma sırasında diyafram ve kaburgalar arası kaslar kasılarak göğüs kafesi genişler ve akciğerlere hava dolar.

Soluk verme sırasında ise diyafram ve kaburgalar arası kaslar gevşer, göğüs kafesinin hacmi azalır. Solukla alınan hava dışarı verilir.

BOŞALTIM SİSTEMİ

İNDİR

BOŞALTIM SİSTEMİ

Boşaltım Sistemini Oluşturan Yapı ve Organlar

Vücutta bulunan zararlı, atık ve fazla maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasına boşaltım denir.

Üre, karbondioksit, sindirim atıkları ile ihtiyaç fazlası olan su, tuz, vitamin ve mineral gibi maddeler boşaltım yoluyla vücuttan uzaklaştırılır. Boşaltım olayı boşaltım sistemi, akciğerler, deri ve kalın bağırsak tarafından gerçekleştirilir.

İnsanda boşaltım sistemini böbrekler, üreter (idrar borusu), idrar kesesi ve üretra (idrar kanalı) oluşturmaktadır.

Böbrekler: Omurgamızın iki yanında, bel bölgemizde bulunan ve kandaki atık maddelerin süzüldüğü organımızdır. Şekil olarak fasulye tanesine benzer. Kandan süzülen üre, su ve tuz gibi maddeler idrar denilen sıvıyı oluşturur. Ayrıca fazla olan vitaminler de idrarla vücut dışına atılır.

Sağlıklı bir insanın idrarında şeker (glikoz) bulunmaz. İdrarda glikoz bulunması şeker hastalığının belirtileri arasında yer alır.

Üreter (İdrar Borusu): Böbreklerde oluşan idrarın idrar kesesine taşınmasını sağlar. Biri sağ, diğeri sol böbreğe bağlı olmak üzere iki tanedir.

İdrar Kesesi: İdrarın dışarı atılıncaya kadar depolandığı kesedir. Kaslı bir yapıya sahiptir.

Belirli bir dolgunluk seviyesine ulaşınca tuvalete gitme ihtiyacı oluşur.

Üretra (İdrar Kanalı): İdrarın vücuttan dışarı atılmasını sağlar. İdrar kesesinde depolanan idrar üretra aracılığıyla vücuttan uzaklaştırılır.

Boşaltım sisteminde yer alan böbrekler kanı süzerek vücuttaki atık ve zararlı maddeleri vücuttan uzaklaştırır. Bu durum sağlıklı bir yaşam için son derece önemlidir. Çünkü böbreklerin düzenli çalışamaması durumunda vücudumuzda biriken zararlı ve atık maddeler vücudumuzun kimyasal dengesini bozar.

Boşaltım Yapan Diğer Organlar

Vücuttaki atık maddeler yalnızca boşaltım sistemiyle vücuttan uzaklaştırılmaz. Atık maddelerin bir kısmı farklı yollarla vücuttan uzaklaştırılır. Kalın bağırsak, deri ve akciğerler de atık maddeleri vücuttan uzaklaştıran diğer organlardır.

Kalın Bağırsak: Sindirim sonucu oluşan besin atıklarının, suyun ve safranın vücuttan dışarı atılmasını sağlayarak boşaltıma yardımcı olur.

Deri: Terleme yoluyla vücuttaki suyun ve tuzun bir kısmının vücuttan uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Ayrıca terleme ile vücut sıcaklığını dengeler.

Akciğerler: Karbondioksit ve su buharının solunum sırasında verilen soluk ile vücuttan uzaklaştırılmasını sağlar.

Yukarıdaki tabloyu incelediğimizde boşaltım sırasında tüm organların su kullandığı görülmektedir.

Boşaltımın gerçekleşerek vücudun sağlıklı kalması için düzenli ve yeterli miktarda su tüketilmelidir. Bunun için uzmanlar günlük ortalama iki litre su tüketilmesini önermektedir.

Bedensel, mevsimsel, çevresel vb. faktörlere göre tüketilmesi gereken su miktarı farklılık gösterebilir.

 

DOLAŞIM SİSTEMİ

İNDİR

DOLAŞIM SİSTEMİ

Vücudumuzdaki tüm hücrelerin besin ve oksijen ihtiyacını karşılamak, hücrelerde gerçekleştirilen yaşamsal olaylar sonucu oluşan zararlı atık maddeleri ve karbondioksiti hücreden uzaklaştırmak ile görevli organ ve yapıların oluşturduğu sisteme dolaşım sistemi denir. Dolaşım sisteminin diğer bir görevi ise hastalıklara neden olan mikroplara karşı vücudumuzu korumaktır. Dolaşım sistemimiz kalp, kan ve damarlar dan oluşur.

Dolaşım Sistemini Oluşturan Yapı ve Organlar

Kalbin Yapısı ve Görevleri

Kalbimiz; göğüs boşluğunda, iki akciğer arasında, göğüs kemiğinin arkasında bulunur. Herkesin kalbi, yaklaşık olarak kendi yumruğu büyüklüğündedir. Kalbimiz dört odacıktan oluşmaktadır.

Oksijen miktarı fazla olan kana temiz kan, karbondioksit miktarı fazla olan kana ise kirli kan denir. Kalbin sağ tarafında kirli, sol tarafında temiz kan bulunur. Kalbimiz anne karnında daha altıncı haftadan başlayarak, hayatımız boyunca kasılıp gevşeme yaparak vücudumuza kan pompalamakla görevlidir. Kalbimizin kasılıp gevşeme hareketinin etkisini, atardamarlardan geçen kanın akışından hissedebiliriz. Bu etkiye nabız denir. El bileğimiz ya da boynumuzdaki atardamarlardan nabzımızı ölçebiliriz. Yetişkin bir insanda dinlenme sırasında kalp dakikada 70-80 kez atarken bebekler de bu sayı daha fazladır.

Kalbin kasılıp gevşeme hareketinin atardamarın iç yüzeyine yaptığı basınca ise tansiyon denir. Maalesef günümüzde yanlış beslenme alışkanlıkları ve değişen yaşam tarzları gibi sebeplerden yüksek tansiyon hastalarının sayısı artmaktadır.

Kan Damarları

Kan, vücudumuzda kan damarları yardımıyla dolaşmaktadır. Kan damarları; atardamar, toplardamar ve kılcal damar olmak üzere üç çeşittir.

Atardamar: Kalbimizden temiz kanı, organ ve dokulara taşıyan damarlardır. Kanın akış hızı en fazla atardamarlardadır. Kalpten akciğere kan götüren atardamar hariç tüm atardamarlar temiz kan taşır.

Toplardamar: Doku ve organlarda toplanan kirli kanı, kalbe taşıyan damarlardır. Kanın akış hızı atardamarlara göre daha yavaştır. Akciğerlerde temizlenen kanı kalbe götüren toplardamar hariç tüm toplardamarlar kirli kan taşır. Bazı toplardamarlarda yer çekimi etkisinden dolayı kanın geri akmasını engelleyecek kapakçıklar bulunur.

Kılcal damar: Atardamarlarla toplardamarları birbirine bağlayan ve vücudumuzdaki tüm hücrelerin arasını bir ağ gibi sarmış olan damarlardır. Kan akış hızının en yavaş olduğu damarlardır.

Atardamarlardaki kanda bulunan besin ve oksijeni hücrelere aktarır. Aynı şekilde hücrelerdeki atık madde ve karbondioksitin de toplardamarlara geçişini sağlar.

Kan

Damarlarımız içerisinde dolaşan kırmızı renkli sıvıya kan denir. Yetişkin bir insanda yaklaşık 4-5 litre kan bulunmaktadır. Kanın yapısını yaklaşık olarak %45 kan hücreleri ve %55 plazma denilen sıvı oluşturmaktadır. Kan plazmasının %90’ı sudan oluşurken geriye kalan %10’luk kısmında ise atık maddeler, hormonlar ve besinler (protein, yağ, karbonhidrat, vitamin ve mineral) bulunur.

Kan dokusunun görevi maddenin taşınmasını sağlamaktır. Ancak bunun yanında başka görevleri de bulunmaktadır. Kanın görevleri:

1. Vücut hücrelerine gerekli besin ve oksijeni taşır.

2. Vücut hücrelerinde oluşan atık maddelerin taşınmasını sağlar.

3. Vücutta oluşan yaralanmalar sonrasında pıhtılaşarak kan kaybını engeller.

4. Vücudun mikroplara karşı savunmasını sağlar.

5. Vücut ısısının düzenlenmesini sağlar.

6. Hormonların ilgili organlara iletimini sağlar.

Kan dokusundaki kan hücreleri; alyuvarlar, akyuvarlar ve kan pulcukları olarak adlandırılır.

Alyuvarlar: Akciğerlerden aldığı oksijen gazını vücut hücrelerine, hücrelerde oluşan karbondioksit gazını da akciğerlere taşımakla görevli hücrelerdir. Kandaki hücrelerin içerisinde sayısı en fazla olan alyuvarlardır.

Akyuvarlar: Akyuvarların görevi mikroplara karşı vücudu savunmaktır. Akyuvarlar, mikropların etrafını sarıp onları içine alarak veya özel salgılar üreterek mikropları yok eder. Hastalandığımız dönemlerde kandaki akyuvar sayısı artar.

Kan pulcukları: Yapısında bulunan özel proteinler ile yaralanma anında kanın pıhtılaşmasını sağlayan hücrelerdir. Damar kesildiğinde havayla temas eden kan, pıhtı hâline geçer. Böylece hasarlı damardan kanın vücut dışına sızması engellenir.

Kan Dolaşımı

Vücut dokuları ile kalp arasında gerçekleşen kan hareketine kan dolaşımı denir. Dolaşım, büyük kan dolaşımı ve küçük kan dolaşımı olmak üzere iki çeşittir.

Küçük kan dolaşımı: Kirli olan kanın (karbondioksit miktarı fazla kan) kalbin sağ tarafından atardamar ile çıkıp akciğerlerde temizlenmesi ve ardından temiz kanın (oksijen miktarı fazla) tekrar kalbin sol tarafına toplardamar ile gelmesidir.

Büyük kan dolaşımı: Kalbin sol tarafından atardamar ile çıkan temiz kanın (oksijen miktarı fazla) vücuttaki tüm hücrelere besin ve oksijen götürüp hücrelerdeki karbondioksit ve atık maddeleri alarak kirlenen kanın toplardamar ile tekrar kalbe dönmesidir. Dolayısıyla büyük kan dolaşımında kan, küçük kan dolaşımına göre daha uzun bir yol almış olur.

Kan Grupları ve Kan Alışverişi

Kaza sonucu yaralanan ve kana ihtiyaç duyan bir kazazede için kazazede ile aynı kan grubuna sahip bir kan bağışçısı bulmak gerekir.

Kanın görevi tüm insanlarda aynı olsa da her insanda aynı yapı ve özellikte kan hücreleri bulunmaz. Kan grupları, plazmada ve alyuvarların zarında bulunan bazı proteinlere göre belirlenir. İnsanlarda dört farklı kan grubu bulunur. Bunlar A, B, AB ve 0 kan gruplarıdır. Kan alışverişi aynı kan grupları arasında yapılır.

Kan alışverişi için kan grupları dışında Rh faktörü de önemlidir. Alyuvarlarında Rh faktörü bulunan kan Rh pozitif (+), Rh faktörü bulunmayan kan Rh negatif (-) olarak adlandırılır. Rh faktörü de düşünüldüğünde insanlarda toplam sekiz farklı kan grubunun olduğunu söyleyebiliriz.

Herhangi bir yaralanma durumunda, bazı hastalık veya ameliyatlarda kana ihtiyaç duyan bireye başka birinden kan verilmesine kan nakli denir. Yetişkin bir insanda yaklaşık olarak 4-5 litre kan olduğunu daha önce öğrenmiştik. Sahip olduğumuz kanın yaklaşık beşte birini kaybettiğimizde hayati tehlike yaşarız. Bu nedenle kana ihtiyaç duyan insanlara kan vermek son derece önemlidir.

Sindirim Sistemi

İNDİR

Sindirim Sistemi

Büyük yapılı besinlerin parçalanarak kana geçebilecek kadar küçük parçalara ayrılmasına sindirim, bu olayın gerçekleşmesinde görev alan yapı ve organların oluşturduğu sisteme de sindirim sistemi denir.

***Protein, karbonhidrat ve yağlar büyük yapılı; vitaminler, su ve mineraller küçük yapılı besinlerdir.

Fiziksel (Mekanik) ve Kimyasal Sindirim

Besin maddelerinin sindirimi vücutta iki şekilde gerçekleşmektedir:

Fiziksel (Mekanik) Sindirim: Besinlerin sindirim enzimleri kullanılmadan çiğneme ve kas hareketleri ile küçük parçalara ayrılmasıdır. Fiziksel sindirim ile besinlerin temas yüzeyi artırılarak enzimlerin daha kolay etki etmesi sağlanır. Bu sayede kimyasal sindirim daha kolay gerçekleşir. Sindirim sistemimizde fiziksel sindirimin gerçekleştiği yerleri inceleyelim.

Ağız: Dil ve dişler yardımıyla besin maddeleri fiziksel sindirime uğrayarak daha küçük parçalara ayrılır.

Mide: Mide kasları kasılma-gevşeme hareketi yaparak tüm besin maddelerini karıştırır ve besin maddelerini bulamaç hâline getirir.

İnce Bağırsak: Karaciğer tarafından salgılanarak bir kanalla ince bağırsağa aktarılan safra sıvısı, büyük yağ moleküllerini küçük yağ damlacıklarına dönüştürerek fiziksel sindirimi gerçekleştirir.

Kimyasal Sindirim: Besinlerin enzimler yardımıyla hücrelere geçebilecek kadar küçük parçalara ayrılmasına kimyasal sindirim denir. Bir kimyasal olayı gerçekleştiren ve onu hızlandıran, çoğunlukla protein yapısında olan organik maddeye enzim denir. Kimyasal sindirime uğrayan besin maddeleri en küçük yapı taşlarına ayrılmış ve kana geçebilecek hâle dönüşmüştür. Sindirim sistemimizde kimyasal sindirimin gerçekleştiği yerleri inceleyelim.

Ağız: Ağızdaki tükürük bezlerince salgılanan tükürük sıvısındaki enzimler, karbonhidratların kimyasal sindiriminin başlamasını sağlar.

Mide: Midemizdeki salgı bezlerince salgılanan mide öz suyu içindeki enzimler, proteinlerin kimyasal sindiriminin başlamasını sağlar.

İnce Bağırsak: Pankreas tarafından salgılanıp bir kanalla ince bağırsağa aktarılan pankreas öz suyu içerisindeki enzimler, karbonhidratların ve proteinlerin kimyasal sindirimini tamamlar. Aynı şekilde ince bağırsağa kadar kimyasal sindirime uğramamış olan yağların kimyasal sindirimi, pankreas öz suyundaki enzimler tarafından burada tamamlanır.

Sindirim Sistemini Oluşturan Yapı ve Organlar

Ağız: Sindirim sistemindeki ilk organ ağızdır. Ağız içinde bulunan dil, dişler ve tükürük sıvısı sindirimin başlamasında oldukça önemli görevler üstlenir. Çiğneme ile besinlerin parçalanması fiziksel sindirimi başlatırken tükürük salgısı ile de karbonhidratların kimyasal sindirimi başlar.

Yutak: Besinlerin ağızdan yemek borusuna iletilmesini sağlayan bölümdü r.

Yemek Borusu: Bu boru, ağızda parçalanan besinlerin mideye iletilmesini sağlayan organdır.

İç yüzeyinin kaygan ve nemli olması ve yapısındaki kaslar ile bu görevi yerine getirmektedir.

Mide: Sindirim sisteminde görevli olan önemli organlardandır. Mideye gelen parçalanmış besinler burada hem mekanik hem de kimyasal sindirime uğramaktadır. Midenin kasılıp gevşemesi ile parçalanan besinler fiziksel sindirime uğrarken mide öz suyunda bulunan enzimler sayesinde de proteinlerin kimyasal sindirimi başlamaktadır.

İnce Bağırsak: İnce bağırsak, mideden gelen besinlerin hem fiziksel hem de kimyasal sindirimlerini gerçekleştirir. Karaciğerden bir kanalla ince bağırsağa gelen safra sıvısı yağların fiziksel sindirimini gerçekleştirir.

Sindirime yardımcı olan pankreasın salgılamış olduğu pankreas öz suyu içeriğindeki enzimler burada toplanır. Bu enzimler sayesinde yağ, karbonhidrat ve proteinlerin kimyasal sindirimi tamamlanır.

Ayrıca yapı taşlarına kadar parçalanan besin maddelerinin kana geçişi ince bağırsakta gerçekleşir. İnce bağırsağa gelen besinlerin vücut için gerekli olan bileşenleri kana aktarılır.

İleride ayrıntılı bir şekilde ele alacağımız emilim olayı burada gerçekleşir. Geriye kalan içerikler ise kalın bağırsağa gönderilir.

Kalın Bağırsak: Kalın bağırsakta sindirim gerçekleşmez. İnce bağırsaktan gelen besin atıklarının içindeki su, mineraller ve bazı vitaminler emilir ve kalan atıklar anüse gönderilir.

Ayrıca kalın bağırsakta B ve K vitamini sentezleyen bakteriler bulunmaktadır.

Anüs: Kalın bağırsaktan gelen atıklar buradan dışarı atılır.

Besinlerin Emilim Olayı

Yediğimiz besin maddelerindeki karbonhidrat, protein ve yağlar; büyük moleküllü yapılara sahip oldukları için sindirime uğrar. Ancak vitamin, mineral ve su; küçük moleküllü yapılara sahip oldukları için sindirime uğramaz. Sindirime uğrayan besin maddeleri, fiziksel ve kimyasal sindirimin ardından artık ince bağırsakta yapı taşlarına kadar parçalanmış durumdadır. Yetişkin bir insanda yaklaşık olarak 7-8 m uzunluğundaki ince bağırsağın iç yüzeyi besin yapı taşlarını emerek besinlerin kan damarlarına geçişini sağlar. Bu olaya emilim adı verilir. Vitamin, mineral ve su ise kalın bağırsak tarafından emilir.

Sindirime Yardımcı Organlar

Karaciğer ve pankreas sindirim sistemine ait organlar olmasa da bu organların salgıladıkları sıvılar sindirim için son derece önemlidir. Karaciğer; ürettiği safra sıvısını safra kesesine, oradan da bir kanal yardımıyla ince bağırsağa göndererek parçalanması zor olan yağların fiziksel (mekanik) sindirimine yardımcı olur. Midenin alt tarafında bulunan ve şekli bir yaprağa benzeyen pankreas, ürettiği pankreas öz suyunu bir kanal yardımıyla ince bağırsağa göndererek karbonhidrat, protein ve yağların kimyasal sindirimine yardımcı olur.

SOLUNUM SİSTEMİ (özet)

SOLUNUM SİSTEMİ

Solunum sistemi, vücut hücreleri için gerekli olan oksijeni havadan alır, hücrelerimizde oluşan karbondioksidi ise vücudumuzdan uzaklaştırır. Solunum sistemi yardımıyla havadan alınan oksijen, kan dolaşımıyla hücrelerimize taşınır. Karbondioksit de vücudumuzdan atılmak için yine kan dolaşımıyla taşınarak solunum sistemine iletilir.

Solunum Sistemini Oluşturan Yapı ve Organlar

Burun: Solunum sisteminin başlangıç kısmıdır. Vücuda hava giriş-çıkışının yapıldığı yerdir. Dışarıdan alınan hava burun içindeki kıllar yardımıyla süzülür. Buradan geçerken temizlenir, nemlendirilir, ısıtılır ve yutağa iletilir.

Yutak: Burun boşluğu ve ağız boşluğunun birleştiği kısımdır. Yutakta bulunan kapakçık sayesinde yediğimiz yemeğin yemek borusuna, soluduğumuz havanın soluk borusuna geçmesi sağlanır.

Gırtlak: Yutaktan gelen havayı soluk borusuna iletir. Gırtlakta ses telleri bulunur.

Soluk Borusu: Alt tarafta ikiye ayrılarak her iki akciğere de havanın ulaşmasını sağlar. İç kısmında bulunan yapılar, havaya karışmış toz ve mikropların akciğerlere ulaşmasını engeller. Bu yapılar balgam oluşturarak toz ve mikropları dışarı atar. Soluk borusunun akciğerlere giriş yaptığı iki kola bronş denir.

Bronşçuklar: Bronşlar, akciğerlerde gittikçe incelen dallara ayrılır. Bronşçuk adı verilen bu dallarda alveoller bulunur.

Bronşlar: Soluk borusu iki kola ayrılır. Bronş adı verilen bu kollardan biri sağ, diğeri sol akciğere gider.

Alveol: Bronşçukların ucunda bulunan, etrafı kılcal damarlarla çevrili, gaz değişiminin gerçekleştiği hava kesesi şeklindeki yapılara denir.

Akciğerler: Akciğerler göğüs boşluğunda bulunur ve göğüs kafesini oluşturan kemikler tarafından korunur. Akciğerlerin dışı sağlam bir zarla kaplıdır. Bu zar, akciğerleri dış etkenlerden korur. Sağ akciğer, sol akciğere göre daha büyüktür.

Diyafram: Diyafram akciğerlerin çalışmasını destekleyen güçlü bir kastır. Diyafram ve kaburga kasları, soluk alıp verme işlemine yardımcı olmaktadır. Kasılıp gevşeyerek akciğerlere hava giriş çıkışını sağlar.

Soluk alıp verme mekanizması

Soluk alma Soluk verme
1.Kaburgalar arası kaslar kasılır.

2.Diyafram kası kasılır ve düzleşir.

3.Göğüs boşluğu genişler.

4.Akciğerdeki hava basıncı düşer.

5.Hava akciğerlere dolar.

6.Havadaki oksijen alveollere gelir.

1.Kaburgalar arası kaslar gevşer.

2.Diyafram kası gevşer ve kubbeleşir.

3.Göğüs boşluğu daralır.

4.Akciğerdeki hava basıncı artar.

5.Hava akciğerlerden dışarı verilir.

6.Böylece alveollerdeki karbondioksit dışarı atılır.

SİNDİRİM SİSTEMİ (özet)

SİNDİRİM SİSTEMİ

Besinlerin, sindirim sisteminde küçük parçalara ayrılması ve değişime uğraması olayına sindirim adı verilir. Tükettiğimiz besinlerin kana karışabilecek hâle gelmesini sağlayan yapı ve organların tümüne ise sindirim sistemi adı verilir.

Fiziksel (Mekanik) ve Kimyasal Sindirim

Besin maddelerinin sindirimi vücutta iki şekilde gerçekleşmektedir:

Besin maddelerinin çiğneme ve kas hareketleriyle küçük parçalara ayrılması fiziksel (mekanik) sindirimdir. Besin maddelerinin enzim adı verilen salgılar yardımıyla yapısal değişime uğrayarak daha küçük yapılara ayrılması ise kimyasal sindirimdir. Kimyasal sindirim için enzimlerle birlikte su da gereklidir.

SİNDİRİM SİSTEMİNİ OLUŞTURAN YAPI VE ORGANLAR

Ağız Besinlerin fiziksel sindirimi çiğneme ile başlar. Karbonhidratların kimyasal sindirimi ağızda başlar. Bu kimyasal sindirim tükürük içerisinde bulunan enzimler sayesinde gerçekleşir. C:\Users\fikret\Desktop\sindirim-sitemi.png
Yutak Besinlerin ağızdan yemek borusuna iletilmesini sağlar. Yutakta sindirim olayı gerçekleşmez.
Yemek Borusu Besinleri yapısında bulunan kasla yardımıyla mideye iletir. Yemek borusunda sindirim olayı gerçekleşmez
Mide Besinlerin fiziksel sindirimi, midenin kasılıp gevşeme hareketi ile gerçekleşir. Kimyasal sindirim ise mide öz suyu içinde bulunan mide asidi ve enzimler tarafından gerçekleştirilir.

Böylece, besinler parçalanarak küçük moleküller haline getirilmiş olur. Proteinlerin kimyasal sindirimi midede başlar.

İnce Bağırsak İnce bağırsak, sindirim sistemimizin en uzun bölümüdür. Yağların kimyasal sindirimi burada başlar. Karbonhidrat, protein ve yağların kimyasal sindirimi ince bağırsakta tamamlanır. Besinler ince bağırsakta kana geçebilecek kadar küçük moleküllere parçalanır. Bu moleküller ince bağırsaktan emilim ile kana geçer. İnce bağırsaklarda yer alan villus adı verilen yapılar, besinlerin emilim yoluyla kana geçmesini sağlar.
Kalın Bağırsak Besinler içerisinde kalan su ve mineraller kalın bağırsakta emilir. Atık maddeler ise sindirim sisteminin son bölümü olan anüse gönderilir.

Besin gruplarının kimyasal sindirime uğradıkları organlar

Besin içerikleri Kimyasal sindirimin başladığı yer Kimyasal sindirimin tamamlandığı yer
Karbonhidratlar Ağız İnce bağırsak
Proteinler Mide İnce bağırsak
Yağlar İnce bağırsak İnce bağırsak

* Vitaminler, mineraller ve su, sindirime uğramadan doğrudan kana geçer.

SİNDİRİME YARDIMCI ORGANLAR

Karaciğer: Safra denilen bir sıvı salgılayarak ince bağırsağa gönderir. Bu sıvı, yağların fiziksel sindirimini tamamlar.

Pankreas: Pankreas özsuyu denilen bir sıvı salgılayarak ince bağırsağa gönderir. Karbonhidrat, yağ ve proteinlerin kimyasal sindirimine yardımcı olur.

DOLAŞIM SİSTEMİ (özet)

DOLAŞIM SİSTEMİ

Vücudumuzdaki hücrelere besin ve oksijeni taşıyan, hücrelerde oluşan atık maddeleri ve karbondioksiti hücrelerden uzaklaştıran sisteme dolaşım sistemi denir.

İnsanın dolaşım sistemi kalp, damarlar ve kandan oluşur.

KALBİN YAPISI VE GÖREVİ

Kalp, göğüs boşluğunda iki akciğer arasında bulunur. Üstte iki, altta iki olmak üzere dört odacıktan oluşur. Kalbin sol tarafında oksijence zengin kan, sağ tarafında oksijence fakir kan bulunur. Kalp kaslı yapısı sayesinde kasılıp gevşeyerek kanı bütün vücuda pompalar. Alt odacıklarda bulunan kas tabakası üst odacıklara göre daha kalın ve güçlüdür. Bu yüzden alt odacıkların kanı pompalama gücü üst odacıkların daha fazladır. Üst ve alt odacıklar arasında kan geçişini sağlayan kapakçıklar bulunur. Kalbe kan getiren damarlar üst odacıklara bağlıdır. Bu nedenle kalbe gelen kan, üst odacıklarda toplanır.

KAN DAMARLARI

Kan, vücudumuzda kan damarları yardımıyla dolaşmaktadır. Kan damarları; atardamar, top­lardamar ve kılcal damar olmak üzere üç çeşittir.

Atardamar: Kalbimizden temiz kanı, organ ve dokulara taşıyan damarlardır. Kanın akış hızı en fazla atardamarlardadır. Kalpten akciğere kan götüren atardamar hariç tüm atardamarlar temiz kan taşır.

Toplardamar: Doku ve organlarda toplanan kirli kanı, kalbe taşıyan damarlardır. Kanın akış hızı atardamarlara göre daha yavaştır. Akciğerlerde temizlenen kanı kalbe götüren toplardamar hariç tüm toplardamarlar kirli kan taşır. Bazı toplardamarlarda yer çekimi etkisinden dolayı kanın geri akmasını engelleyecek kapakçıklar bulunur.

Kılcal Damarlar: Atardamarlarla toplardamarları birbirine bağlayan ve vücuttaki hücrelerin arasını ağ gibi saran en ince damarlardır. Atardamarlardan aldığı temiz kanda bulunan besin ve oksijeni hücrelere verir. Hücrelerde oluşan karbondioksit gazı ile zararlı ve atık maddeleri toplardamarlara iletir. Kan akış hızı en az olan damarlardır.

Nabız ve Tansiyon:

* Kalbin art arda kasılmaları sonucu oluşan özellikle bilekteki atar damarlarda hissedilen kanın düzenli, ritmik hareketine nabız denir. Yetişkin bir insanda nabız sayısı dakikada ortalama 70-80 atımdır

* Kanın, damarların iç duvarlarına yaptığı basınca tansiyon (kan basıncı) adı verilir.

KAN DOLAŞIMI

Küçük kan dolaşımı: Kalbin sağ alt odacığından çıkan kirli kan akciğer atardamarı ile akciğerlere gider. Akciğerlerde bulunan kılcal damarlarda kanın oksijen oranı artar, karbon dioksit oranı azalır. Akciğerlerde temizlenen yani oksijence zenginleşen kan, akciğer toplardamarı ile kalbin sol üst odacığına döner.

C:\Users\fikret\Desktop\2020-05-21_19-01-16.png

Büyük kan dolaşımı: Kalbin sol ta­rafından Aort atardamarı ile çıkan oksijence zengin kanın, vücuttaki tüm hücrelere besin ve oksijen götürüp hüc­relerdeki karbondioksit ve atık madde­leri alarak oksijence fakirleşen kanın toplardamar ile tekrar kalbe dönmesidir.

C:\Users\fikret\Desktop\2020-05-21_19-10-12.png

KANIN YAPISI VE GÖREVLERİ

C:\Users\fikret\Desktop\2020-05-21_19-21-14-removebg-preview.png Kan; besin, oksijen ve vücut için gerekli olan diğer maddeleri vücudumuzdaki tüm yapılara taşıyan, damar içinde dolaşan sıvıdır. Aynı zamanda vücudumuzdaki yapılarda oluşan atık maddeleri toplayıp vücut dışına atılmak üzere boşaltım organlarına iletir.

Kanın yapısını yaklaşık olarak %45 kan hücreleri ve %55 plazma denilen sıvı oluşturmaktadır. Kan plazmasının %90’ı sudan oluşurken geriye kalan %10’luk kısmında ise atık maddeler, hormonlar ve besinler (protein, yağ, karbonhidrat, vitamin ve mineral) bulunur.

Alyuvar, akyuvar ve kan pulcukları olmak üzere üç çeşit kan hücresi vardır.

Alyuvarlar: Akciğerlerden aldığı oksijen gazını vücut hücrelerine, hücrelerde oluşan karbondioksit gazını da akciğerlere taşımakla görevli hücrelerdir. Kandaki hücrelerin içerisinde sayısı en fazla olan alyuvarlardır.

Akyuvarlar: Akyuvarların görevi mikroplara karşı vücudu savunmaktır. Akyuvarlar, mikropların etrafını sarıp onları içine alarak veya özel salgılar üreterek mikropları yok eder. Hastalandığımız dönemlerde kandaki akyuvar sayısı artar.

Kan pulcukları: Yapısında bulunan özel proteinler ile yaralanma anında kanın pıhtılaşmasını sağlayan hücrelerdir. Damar kesildiğinde havayla temas eden kan, pıhtı hâline geçer. Böylece hasarlı damardan kanın vücut dışına sızması engellenir.

KAN GRUPLARI VE KAN ALIŞVERİŞİ

Kan, insanlarda yaptığı görev bakımından aynı özelliğe sahiptir. Ancak içinde taşıdığı bazı maddelerden ötürü farklılık gösterir.

İnsanlarda dört çeşit kan grubu vardır. Bunlar; A, AB, B ve 0 olarak adlandırılır.

Kan alışverişi rastgele yapılmaz. Birine kan verebilmemiz veya birinden kan alabilmemiz için kan gruplarının bilinmesi gerekir.

Tüm kan grupları sadece kendi grubundan kan alıp verebilir. Diğer gruplarla kan alışverişi yapılmaz. Ancak zorunlu hâllerde 0 kan grubu diğer gruplara kan verebilir. Bunu aşağıdaki gibi gösterebiliriz.

Kan alışverişi için alyuvarlarda bulunan Rh faktörüne de dikkat edilir. Alyuvarlarında Rh faktörü bulunuyorsa kan, Rh (+); Rh faktörü bulunmuyorsa kan, Rh (-) olarak adlandırılır. Kan alışverişi yapacak kişilerin Rh faktörlerinin de aynı olması gerekir.

DESTEK VE HAREKET SİSTEMİ (özet)

DESTEK VE HAREKET SİSTEMİ

Organlarımıza destek olan, vücudumuza şekil kazandıran aynı zamanda hareket yeteneğimizi sağlayan vücut yapıları­na destek ve hareket sistemi denir.

C:\Users\fikret\Desktop\Destek-ve-hareket-sistemi.png

Destek ve hareket sistemimiz kemikler, eklemler ve kaslardan oluşur. Kemik ve eklemler ise iskeletimizi oluşturur. İnsan iskeletinde kemikler şekillerine göre uzun kemikler, kısa kemikler ve yassı kemikler olarak sınıflandırılır.

KIKIRDAK: Kıkırdak hücrelerinin bir araya gelmesiyle oluşan kıkırdak doku, kemik doku kadar sert olmamasına rağmen dayanıklı, esnek ve damarsızdır. Kemiklerin uç kısımlarında ve eklem kısımlarında bulunur. Kıkırdak, hareket sırasında kemiklerin aşınmasını önler. Uzun kemiklerde kemiğin boyca uzamasını sağlar.

EKLEM VE EKLEM ÇEŞİTLERİ

Kemiklerin hareket durumlarına göre birbirleri ile bağlantı yaptıkları yere eklem denir.

Eklemler hareket yeteneklerine göre oynar eklem, yarı oynar eklem ve oynamaz eklem olmak üzere üç çeşittir.

EKLEMLER
Oynamaz eklem Yarı Oynar Eklem Oynar Eklem
Kemikler birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Oynamaz eklemle bağlı olan kemik­ler hareket etmez. Kafatasındaki ve kuyruk sokumundaki eklemler oynamaz eklemlere örnektir Hareketleri sınırlı olan eklemlerdir. Kemiklerin arasındaki yapının esnekliği oranında hareket edebilir. Göğüs kafesi ve omurgadaki çok az hareket edebilen eklemlerimiz yarı oynar eklemlere örnektir. Kemiklerin hareketleri kolayca yapmasını sağlayan eklemlerdir. Kollarımız ve bacaklarımızda bulunan eklemler oynar ekleme örnektir.

KAS VE KAS ÇEŞİTLERİ

İskelet sistemindeki kemiklerin üzerini örten, iç organlarımızın yapısına katılarak vücudun ve iç organların hareket etmesini sağ­layan kasların oluşturduğu sisteme kas sistemi denir.

Vücudumuzdaki kaslar çizgili kas, düz kas ve kalp kası olmak üzere üç gruba ayrılır.

KASLAR
Çizgili Kaslar (İskelet Kasları) Düz Kaslar Kalp Kası
İsteğimizle çalışan kaslardır. Mikroskoptaki görünümü çizgilidir. Hareketimizi sağlamak için kemiklere bağlıdır. Bu nedenle iskelet kası da denir. Hızlı kasılırlar ama çabuk yorulurlar. Kalbin dışındaki tüm iç organların yapısında bulunur. İsteğimiz dışında ve yavaş çalışır, yorulmaz. İsteğimiz dışında çalışır ve sadece kalbimizde bulunur. Yapısı çizgili kaslara, çalışması düz kaslara benzer. Tıpkı düz kaslar gibi yorulmazlar.
Kaslarımız kasılıp gevşeyerek hareket etmemizi sağlar. Hareketimizi sağlayan kaslardan bazıları çiftler hâlinde ve zıt yönde çalışır. Buna örnek olarak kol ve bacak kaslarımızı verebiliriz.

Çiftler hâlinde çalışan kasların aynı yönde kasılıp gevşeyeni de vardır. Buna da örnek olarak gülmemizi, konuşmamızı sağlayan kasları verebiliriz.

 

DENETLEYİCİ VE DÜZENLEYİCİ SİSTEMLER (özet)

DENETLEYİCİ VE DÜZENLEYİCİ SİSTEMLER

Vücudumuzda gerçekleşen olayların düzenli, birbiriyle uyumlu ve sorunsuz olması, sinir sistemi ile iç salgı bezlerinin oluşturduğu denetleyici ve düzenleyici sistem tarafından sağlanır.

Denetleyici ve düzenleyici sistem; sinir sistemi ve iç salgı bezleri olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır.

SİNİR SİSTEMİ

Sinir sistemi, merkezî sinir sistemi ve çevresel sinir sis­temi olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır.

1. Merkezî Sinir Sistemi:

Merkezî sinir sistemi; beyin, beyincik, omurilik soğanı ve omurilikten oluşur.

C:\Users\fikret\Desktop\timthumb.jpg

Beyin: Vücudun hafıza, öğrenme ve yönetim merkezidir. Organların ve sistemlerin çalışmasını düzenler. Konuşma ve istemli hareketleri yönetir. Kan basıncını ayarlar, vücut sıcaklığını düzenler. Susama, uyku, uyanıklık gibi yaşamsal olayları düzenler. Duyu organlarından gelen bilgileri değerlendirir.

Beyincik: Vücudun hareket ve denge merkezidir. Kol ve bacak kaslarının uyumlu çalışmasıyla dengede kalmayı sağlar.

Omurilik soğanı: İstek dışı çalışan iç organların kontrol edildiği merkezdir. Yutma, çiğneme, öksürme, nefes alma, hapşırma ve kusma gibi olayları kontrol eder. Boşaltım, solunum, sindirim ve dolaşım sistemlerinin çalışmasını düzenler.

Omurilik: Omurilik soğanından kuyruk sokumuna kadar devam eder. Omurga kemiklerinin içerisindedir. Vücudun refleks yönetim merkezidir. Beyin ve organlar arasında bilgi iletişimini sağlar. Refleks davranışlarını gerçekleştirir.

Refleks

Vücudun dıştan gelen uyarılara ani ve istemsiz olarak verdiği tepkidir. Refleksler, doğuştan kazanılan (kalıtsal) refleksler ve sonradan kazanılan (şartlı) refleksler olmak üzere ikiye ayrılır.

Doğuştan gelen refleksler kalıtsaldır. Uyarıların tekrarı ile kazanılan refleksler ise şartlı (koşullu) reflekslerdir.

C:\Users\fikret\Desktop\1.png

Doğuştan Kazanılan (Kalıtsal) Refleksler Sonradan Kazanılan (Şartlı) Refleksler
• Yeni doğan bebeğin emme hareketi

• İğne batan parmağın çekilmesi

• Yüksek şiddetli sesten irkilme

• Göz bebeğinin fazla ışıkta küçülüp, az ışıkta büyümesi

• Diz kapağına vurulunca ayağın yukarı kalkması

• Limon görünce ağzın sulanması

• Kazak örme, dans etme, yüzme

• Bisiklet sürme

2.Çevresel Sinir Sistemi

C:\Users\fikret\Desktop\unnamed.jpg Merkezî sinir sistemi dışında kalan tüm bu sinirler çevresel sinir sistemini oluşturur. Beyin ve omurilikten çıkan sinirler gözler, dudaklar, dişler, parmak uçları dâhil olmak üzere vücudumuzun her yerine dağılır. Çevresel sinir sistemi, merkezî sinir sistemi ile organlar arasındaki iletişimi sağlar.

Çevresel sinir sistemi, yapısında bulunan hücreler sayesinde vücudumuzdan ve çevreden aldığı mesajları beyne iletir.

Beyin tarafından oluşturulan cevaplar ise tepki verecek yapı ve organlara götürülür.

Sinir hücrelerimiz beyin ve omurilikten çıkarak vücudumuzun her yerine dağılmıştır. Ses, ışık, tat gibi vücudun içinde ya da çevremizde meydana gelen değişimlerin vücuttaki etkisine uyarı adı verilir. Uyarıların sinir hücrelerinde meydana getirdiği değişikliğe ise uyartı adı verilir. Uyartılar çevresel sinir sistemi ile merkezi sinir sistemine ulaştırılır. Merkezi sinir sistemi de uyartının cevabını ilgili organ, kas ya da salgı bezine iletir. Uyarıya karşı oluşturulan cevaba tepki adı verilir. Örneğin, ses, uyarı, işitme ise tepkidir.

İÇ SALGI BEZLERİ

İç salgı bezlerimiz, denetleme ve düzenleme görevlerini hormon adı verilen özel salgılar üreterek yerine getirir. İç salgı bezlerinin ürettiği hormonlar, görevini düzenleyecekleri organlara, kan yoluyla taşınır.

Sinir Sistemi İç Salgı Bezleri
Görevlerini çok hızlı gerçekleştirir. Görevlerini yavaş gerçekleştirir.
Kısa süreli çalışır. Etkisi hemen ortadan kalkar. Uzun süreli çalışır. Etkisi uzun bir süre devam eder.

Hipofiz Bezi: Beynin alt kısmında bulunur. Yaklaşık nohut büyüklüğünde­dir. Tüm iç salgı bezlerinin çalışmalarını denetler ve düzenler. Hipofiz bezinin salgıladığı birçok hormon vardır.

Büyüme hormonu bu hormonlardan biridir. Büyüme döneminde bu hormon az salgılanırsa cücelik, fazla salgılanırsa devlik durumu oluşur.

Pankreas: Pankreas hem enzim hem hormon salgılayan karma bir bezdir. Bu nedenle pankreasın sindirim enzimi üretme dışında hormon üretme görevi de vardır. Pankreasın salgıladığı hormonlar insülin ve glukagon hormonlarıdır. İnsülin, kandaki şeker miktarını azaltır. Glukagon ise kandaki şeker miktarını artırır.

Tiroit Bezi: Soluk borusunun iki yanında, gırtlağın altında bulunan bez; tiroit bezidir. Tiroit bezi büyüme ve gelişme ile vücuttaki tüm kimyasal olayların düzenlenmesinde rol alan tiroksin hormonunu üretir. Tiroksin hormonunun az salgılanması guatr hastalığına neden olur. Tiroksin hormonu büyüme çağındaki kişilerin kemiklerinin boyca uzamasında ve zeka gelişimlerinde etkilidir.

Böbrek Üstü Bezi: Her iki böbreğin üstünde bulunur. “Adrenalin” hormonu salgılar. Bu hormon korku, heyecan, öfke gibi durumlarda salgılanır. Metabolizmayı hızlandırır.

Eşeysel Bezler: Eşeysel bezler dışında­ki tüm bezler dişi ve erkeklerde aynı görevi yaparken eşeysel bezler, dişi ve erkeklerde farklı görevleri yerine getirmektedir. Erkekler­de testis, dişilerde yumurtalık; eşeysel bezle­ri oluşturur.

Ergenlik dönemi insanların yetişkin bir birey olmasını sağlayan önemli bir dönemdir. Bu dö­nemde eşeysel bezlerin çok önemli görevleri bulunmaktadır. Eşeysel bezler, insanda ergenlik döneminde hormon salgılamaya başlayarak cinsiyete özgü karakterlerin oluşumunu sağlar.

Testislerin Görevleri

1- Erkek üreme hücresi olan spermlerin oluşmasını sağlar.

2- Testosteron hormonunu salgılar.

3- Ergenlik döneminde erkeğe özgü özelliklerin (sakal ve bıyık çıkması, ses kalınlaşması gibi) oluşmasını sağlar.

Yumurtalıkların Görevleri

1- Dişi üreme hücresi olan yumurtaların oluşumunu sağlar.

2- Östrojen ve progesteron hormonunu salgılar.

3- Ergenlik döneminde dişiye özgü özelliklerin (âdet döngüsü, sesin incelmesi, vücut hatların­da değişiklikler gibi) oluşmasını sağlar.

ERGENLİK DÖNEMİ

Ergenlik, bireyin gelişim süreci içerisinde çocukluk döneminin bitişiyle beraber başlayıp fizyolojik olarak erişkinliğe ulaşıncaya kadar geçen bir gelişim dönemidir.

Ergenlik döneminde bireyin vücudu, ruhsal durumu, duyguları, anne – baba ve arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde önemli değişimler meydana gelir.

Ergenlik, çocukluktan erişkinliğe geçişin yaşandığı çok önemli bir dönemdir. Bu dönem ortalama 11 yaşında başlar ve 20 yaşına kadar devam eder. Ergenlik sürecinde kız ve erkeklerde birçok bedensel ve ruhsal değişiklikler meydana gelir. Bu değişiklikler ergenliğe geçiş döneminde salgılanan hormonların etkisiyle gerçekleşir.

Ergenlik döneminde yaşanan ruhsal ve bedensel değişimler insanlardaki normal gelişim sürecinin bir parçasıdır.

C:\Users\fikret\Desktop\raw_ergenlik-donemi-10-ve-24-yas-araligina-uzadi_162221406.jpg

Ergenlik Dönemindeki Bedensel Değişimler

Kızlarda Görülen Değişimler Erkeklerde Görülen Değişimler Her İki Cinsiyette de Görülen Değişimler
• Büyüme hormonları salgılanır.

• Boy uzar, ağırlık artar.

• Kemikler ve kaslar gelişir.

• Östrojen hormonu salgılanır.

• Yumurtalıkların üretime geçmesi ile âdet kanaması başlar.

• Ses değişikliği olur.

• Vücudun bazı bölgelerinde kıllanma oluşur.

• Göğüslerde ve kalçalarda büyüme olur.

• Ter ve yağ salgılanması çoğalır, yağlanmaya bağlı kilo artışı olur

ve sivilceler oluşur.

• Büyüme hormonları salgılanır.

• Boy uzar, ağırlık artar.

• Kemikler ve kaslar gelişir.

• Testosteron hormonu salgılanır.

• Üreme organları gelişir, sperm üretimi başlar.

• Gırtlak gelişir, seste kalınlaşma olur.

• Vücudun bazı bölgelerinde kıllanma oluşur.

• Bıyık ve sakal çıkmaya başlar.

• Ter ve yağ salgılanması çoğalır, yağlanmaya bağlı kilo artışı

olur ve sivilceler oluşur

•Deride yağlanma ve sivilce oluşumu

•Ter salgısının artması

•Vücudun belirli bölgelerinde tüylenme

• Boy ve kilo artışı

• Kasların gelişimi

Ergenlik Döneminde Görülen Ruhsal Değişimler

Kimlik arayışı: Toplumdaki rolünü belirleme, hayatı ve çevreyi sorgulama isteği görülür.

Bağımsızlık arayışı: Kendi başına hareket etme ve yalnız kalma isteği görülür.

Duygusal dalgalanma: Sebepsiz yere canı sıkılır. Aşırı öfke, hayal kurma, cinsel konulara merak, utangaçlık, gün içinde ani duygu değişimi görülür.

Zihinsel değişim: Soyut algılama yeteneğinin artması, kararsızlık, dikkat dağınıklığı gibi durumlar görülür.

İletişim: Arkadaş grubuna katılma isteği, iletişim kurmada güçlük çekme, dikkat çekme isteği görülür.

Ergenlik Döneminin Sağlıklı Geçirilebilmesi İçin Yapılması Gerekenler

Çocukluk döneminin bitmesiyle başlayan ergenlik dönemi, insan yaşamının doğal süreçlerinden biridir. Bu nedenle birey, vücudunda ortaya çıkan değişimlerden utanmamalı; bu süreci sağlıklı bir şekilde geçirebilmek için olumlu arkadaşlıklar edinerek çevresindeki insanlarla iletişim içinde olmalı, hobiler edinmeli ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmalıdır.

 

BOŞALTIM SİSTEMİ (özet)

BOŞALTIM SİSTEMİ

Boşaltım: Vücudumuzda bulunan atık ve fazla maddelerin vücut dışına atılması olayıdır. Boşaltım ile vücudumuzda boşaltım sistemi görevlidir.

Besinlerin parçalanması sonucu açığa çıkan atık maddeler karbondioksit, su, amonyak, safra, besinlerle fazla miktarda alınan mineral ile B ve C vitaminleridir.

C:\Users\fikret\Desktop\Boşaltım-Sistemi-Yapı-ve-Organları-228x300.png

Böbrekler: Boşaltımın başladığı organdır. Kan, ilk önce böbreklere gelir ve burada süzülür. Böbrek, kanda bulunan fazla suyu, tuzu, mineralleri ve bazı vitaminleri süzerek idrar oluşmasını sağlar.

Üreter (İdrar borusu): Böbreklerde oluşan idrarı idrar kesesine ulaştırır.

İdrar kesesi: İdrar borusundan gelen idrarın dışarı atılana kadar depolandığı kısımdır.

Üretra (İdrar kanalı): İdrarın vücuttan atıldığı kısımdır.

* Vücudumuzda boşaltım yapan başka organlarımız da vardır. Bu organlar deri, akciğerler ve kalın bağırsaktır.

Boşaltıma Yardımcı Organlar Görevleri
Deri Terleme yoluyla fazla suyu ve tuzu atar.
Akciğer Soluk verme yoluyla karbondioksit ve su buharını atar.
Kalın Bağırsak Yediğimiz besinlerin, içtiğimiz suyun ve safranın atıklarını dışkı yoluyla dışarı atar.